OYUNLAR



Detroit: Become Human
2038 yılında androidlerin bilinç kazanarak kölelikten kurtulma mücadelesini konu alan, ahlaki ikilemlerle dolu bir bilim kurgu oyunudur. Kara, Connor ve Markus adlı üç androidin kaderini, oyuncunun verdiği kararların şekillendirdiği, insan hakları ve bilinç temalı sürükleyici bir anlatı sunmaktadır.

Deneyimimiz
Oynarken en çok hissettiğimiz şey verdiğimiz her kararın ardında sahneler ilerledikçe bir bedel var; “doğru seçimi gerçekten yaptık mı?" akılları kurcalayan bir soru. Hikâyeler oynanıştan çok ahlaki seçimler üzerinden ilerliyor ve karakterler arasındaki bağlantı oyunu daha canlı tutuyor. Oyun bittikten sonra aksiyon sahnelerini bizi ne kadar etkilesede geri dönüp “başka türlü davransaydım ne olurdu?” diye düşündürttü. Bir oyundan ziyade, seçimlerimizle şekillenen bir olay olgusunun içindeymişiz gibi hissettirdi.


Resident Evil biohazard
Ethan Winters'ın 3 yıldır kayıp olan eşi Mia'yı bulmak içi terk edilmiş bir çiftlik evinde, Baker ailesinin eline düşmesini ve hayatta kalma mücadelesini konu alır. Oyun da oyuncu Ethan Winters'ı kontrol ederek, enfekte olmuş bir ailenin yaşadığı yerde uzun zamandır kayıp olan karısını arar, bulmacaları çözer ve düşmanlarla savaşır. Acaba eşimize kavuşabilecek miyiz?
Deneyimimiz
Oynarken serinin aksiyon ağırlığından çıkıp saf hayatta kalma korkusuna döndüğünü net bir şekilde hissediyorsunuz. Baker malikanesine girdiğimiz ilk andan itibaren sürekli avlanan taraftaydık; mermi az, kaçış zor, düşmanlar ise oldukça inatçı. Hikâye ilerledikçe sadece korkmak değil, olan biteni anlamayada çalışıyorsun. Akılda kalan şey büyük kovalamacalar değil, karanlık koridorlarda nefesleri tutup "nereden ne çıkacak acaba?" diye sorgulayarak attığımız adımlar oldu.


MISIDE
Bir mobil simülasyon oyununa
hapsolan bir oyuncunun, sevimli sanal
karakter Mit'nın takıntılı ve tehlikeli
tavırlarıyla başa çıkarak gerçek dünyaya
kaçmaya çalıştığı korku-macera oyunudur.
Klasik bir flört oyunu görünümü altında
gizem, psikolojik gerilim ve korku unsurları
barındırır. Oyun kararlarımıza göre şekillenir
ve farklı sonlara sahip olur. Bakalım biz doğru
kararlar verebilecek miyiz?
Deneyimimiz
Başta masum, hatta biraz sevimli görünen atmosfer zamanla bozuluyor. Oyun, jump scare’dan çok psikolojik gerilimle çalışıyor; ne olacağını değil, ne zaman olacağını merak ediyorsun. En etkili tarafı, oyuncuyla doğrudan etkileşime girmek. Menü, kayıt sistemi, hatta “oyun kuralları” bile güvenilir değil. Bu da kontrol duygusunu yavaş yavaş elinden alıp güvenini test ediyor. Alışılmış korku oyunlarından farklı olarak akılda kalıcı olan şey atmosferi ve oyuncuyla kurduğu manipülatif ilişki.
The Baby In Yellow
Kendinizi çok garip bir bebeğin olduğu bir evde bulduğunuz birinci şahıs bir korku oyunudur. Bebek bakıcılığı işiniz, bir sorun olduğunu anlayana kadar normal görünüyor ve bebek bakıcılığı yaptığınız çocuk ilk göründüğünden daha kötü halde, bu tüyler ürpertici çılgın bebek iyi beslenmeli, temiz olmalı ve en önemlisi
eğlendirilmelidir. Bebek sevmeyen bizler acaba çocuğu eğlendirebilecek miyiz?
Deneyimimiz
Bu oyunu oynarken ilk başta basit bir “bebek bakıcılığı” simülasyonu gibi lanse ediliyor ancak bebeğin garip davranışları dikkat çekince olaylar daha farklı bir evrene evriliyor. Günlük, sıradan görevler yaparken ortamda detaylar fark etmeye başlıyorsun; bakışlar, sesler, ışıklar… Bu bebek masum değil diyorsun içinden. Oyunda ilerledikçe Newt karakteriyle tanışıp onunda yardımlarıyla beraber bulmacaları çözmeye başlıyorsun. Devamını sabırsızlıkla bekliyoruz.
The Boba Teashop
Kurumsal hayattan kaçıp hayalindeki bubble tea dükkanını açan Risa adında bir kadının, stres ve hayaletlerin etkisiyle seri katile dönüşmesini konu alan bir korku oyunudur. Risa, 5 yıl boyunca biriktirdiği parayla dükkanını açar, ancak aşırı çalışma ve yaşadığı korkunç bir olay, onu dükkandaki kaba müşterileri öldürüp banyoya saklayan birine dönüştürür.
Deneyimimiz
Başta masum bir boba dükkânı simülasyonu, sipariş hazırlarken bir anda arka plandaki sesler, bozuk ışıklar ve garip müşteri davranışları içten içe huzursuzluk yaratmaya başlıyor. Asıl korku jumpscare’den çok tekinsiz atmosferden geliyor; bu his sürekli üstünde. Dükkânda tek başına kalmak kişide psikolojik baskı kurmakla kalmayıp paranormal olayların gerçekliğinide tetikliyor.







_edited.png)
_edited.png)
_edited.png)

DISPATCH
Zırhını kaybeden eski süper kahraman Robert Robertson'ın bir süper kahraman sevk merkezinde dispeçer olarak çalışmaya başlamasını konu alan, anlatı odaklı bir strateji ve iş yeri komedisi oyunudur. Oyundaki temel göreviniz, "uyumsuzlar" olarak adlandırılabilecek işlevsiz bir süper kahraman ekibini yönetmektir. Şehirdeki acil durumlara hangi kahramanı göndereceğinize karar verirken, onların yeteneklerini, zayıflıklarını ve bekleme sürelerini stratejik olarak yönetmeniz gerekir. Bakalım yönetebilecek miyiz?



Deneyimimiz
Bu oyun, klasik bir “süper kahraman” oyunundan çok kriz anında ''Nasıl yönetirim?'' Sorusuna cevap veriyor. Kahramanları doğru anda, doğru göreve yönlendirmek asıl mesele. Bir yandan ekiplerin psikolojisiyle uğraşırken, diğer yandan şehirde aynı anda patlayan sorunlar yüzünden sürekli “Hangisi daha az zarar verir?” Hesabı yapıyorsun. Yanlış bir dispatch kararı zincirleme sonuçlar doğuruyor; küçük bir ihmal ileride büyük bir felakete dönüşebiliyor. Hikâye tarafı sakin ama ciddi, seçimler ağırlık taşıyor. Sakinliği koruyarak ve düşünerek oynanması gerek.



_edited_edited.png)

TUGITO LIVE CLUB
ENTER THE EXPERIENCE

.png)




